Gurur ve Önyargı İncelemesi

Hunsford'daki yağmurlu sahneyi hatırlayalım. Malikanenin taş sütunları altında, İngiliz kırsalının bardaktan boşanırcasına yağan yağmuru iki bedeni birbirinden ayırırken havadaki gerilim neredeyse elle tutulur düzeydedir. Joe Wright’ın 2005 tarihli film uyarlamasında Matthew Macfadyen’ın canlandırdığı Fitzwilliam Darcy, ıslak saçları, hızlanan nefesi ve gözlerindeki çaresiz yoğunlukla Elizabeth Bennet’a yaklaşır. Darcy duygularını açmaya başlar, ama bu bir aşk itirafından çok bir lütuf gibidir. Darcy, Elizabeth’i ailesinin bayağılığına, toplumsal konumunun düşüklüğüne ve kendi mantığının tüm itirazlarına rağmen sevdiğini itiraf eder. Keira Knightley’nin Elizabeth’i ise bu sözleri bir aşk teklifi olarak değil, varlığına ve haysiyetine yöneltilmiş doğrudan bir saldırı olarak karşılar. Öfkesi keskin, savunması sarsılmazdır. İzlerken biz de Darcy'ye kızıyoruz elbette. Bütün hıncımızı çıkarıyor romantik bir anı nasıl bozduğunu öfkeyle yuhalıyoruz. Filmi ilk kez kız kardeşimle yağmurlu bir akşam izlediğimde aynı bu duygularla doluydum fakat yakın zamanda terapist gözlüğümü takıp tekrar izledim. Tahmin edersiniz ki kimse artık o kadar sorunlu gelmiyordu. Yani tabii bana uğramaları gereken bir noktada olduklarını inkâr edemem (mesleki deformasyon dedikleri de bu olsa gerek). Konuyu çok fazla uzatmadan bu yazıyı yazmama sebep olan o soruları size de soruyorum. Ya Darcy’nin bu kibir bir kalkansa? Ve Elizabeth'in insanları iyi okurum güveni, duygusal körlüğünün ve kırılganlığının oluşturduğu bir savunma mekanizmasıysa?
Bu yazıda Gurur ve Önyargı'ya (hem kitap hem film) Şema Terapi gözlüğüyle bakıyorum. Burası önemli, karakterlere tanı koymuyorum. Davranışlarının altındaki örüntüleri okuyorum. Uyarayım filmi izlemeyenler için yazım sürpriz bozanlar içerebilir.
Haydi gelin önce bu kuramları kısaca tanıyalım;
Şema nedir?
Jeffrey Young'a göre erken dönem uyumsuz şemalar, çocuklukta temel duygusal ihtiyaçların (güvenlik, kabul, özerklik, sınırlar) karşılanmaması sonucu gelişen ve yetişkinlikte tekrar eden inanç-duygu kalıplarıdır. Jeffrey Young ve çalışma arkadaşlarının geliştirdiği Şema Terapi ekolü, bu ihtiyaçları beş temel alanda tanımlar:
1. Güvenli bağlanma, kabul, şefkat ve güvenlik ihtiyacı,
2. Özerklik, yetkinlik ve kimlik algısı,
3. Gerçekçi sınırlar ve özdenetim,
4. Duygu ve ihtiyaçları özgürce ifade edebilme serbestliği,
5. Spontane olma, oyun oynama ve neşe.
Bu temel ihtiyaçlar çocukluk ve ergenlik döneminde kronik biçimde engellendiğinde, travmatik deneyimlerle örselendiğinde veya ebeveynlerin tutarsız tutumlarıyla sarsıldığında, bireyde Erken Dönem Uyumsuz Şemalar gelişir. Buna örnek olarak "duygusal yoksunluk", "kusurluluk/utanç", "aşırı yüksek standartlar" şemalarını verebiliriz. İnsanlar ise bu şemalarla üç biçimde başa çıkar: teslim olma, kaçınma, aşırı telafi. Şema tetiklendiğinde kişi, o anki baskın duygu-davranış durumuna, yani bir şema moduna geçer.
Darcy

Romanda Darcy'nin ebeveynlerini erken kaybettiği ve genç yaşta hem mülkün hem küçük kız kardeşinin sorumluluğunu aldığı açıkça anlatılır. Filmde bu bilgi daha sessiz ele alınmış. Georgiana'ya olan korumacılığı ve toplum içinde kendini kapatışı bize bunu sezdiriyor. Böyle bir geçmişte sık görülen şema kümesi şudur: duygusal yoksunluk ("ihtiyaçlarım karşılanmaz"), kusurluluk/utanç ("gerçek hâlim sevilmez") ve aşırı yüksek standartlar. Darcy’nin Meryton kasabasındaki yerel baloda sergilediği küstahlık –özellikle Elizabeth hakkında sarf ettiği "Katlanılabilir bir kız, fakat beni cezbedecek kadar güzel değil" cümlesi– basit bir aristokrat züppeliğinden ibaret değildir. Bu sahne, kaçınma ve aşırı telafi stratejilerinin birleştiği tipik bir şema modu olarak okunabilir. İçeride değersizlik riski varsa, dışarıda üstünlük giyilir. Balodaki sessiz, mesafeli hâli de sosyal beceri eksikliğinden çok reddedilme ihtimalinden kaçınma gibi görünüyor. İlk teklif sahnesi ise aşırı telafi modunun çöküşü sayılabilir. Duygusu güçlüdür ama savunmasız kalmadan ifade edemez. Hunsford’daki ilk evlilik teklifi, bu aşırı telafi modunun trajik zirvesi ve aynı zamanda çözülüş anıdır. Darcy aşkını bastıramaz, ancak bu hisleri bir sevgi paylaşımı olarak sunmayı da beceremez. Şemaları ona fısıldamaktadır: "Sen Darcy’sin; bu hislerin bir fedakârlıktır, onun seviyesine iniyorsun." Sevginin yalın kırılganlığına teslim olamadığı için teklifini sınıfsal bir lütuf ve mantıksal bir çelişkinin itirafı kılıfında sunar. Elizabeth’in bu teklifi bir tokat gibi yüzüne çarpması, Darcy’nin aşırı telafi duvarını yerle bir eder. O an, kibirli zırh çatlar ve altındaki incinmiş, savunmasız çekirdek ilk kez bütünüyle açığa çıkar.
Elizabeth

Elizabeth Bennet, klasik edebiyatın en büyüleyici kadın karakterlerinden biridir bana göre. Zeki, esprili, bağımsız ruhlu ve döneminin kadınlarına dayatılan pasifliği kabul etmeyen bir figür. Ancak Elizabeth'in önyargısı da rastlantı değil gibi. Zekâsını ve ayırt etme gücünü kimliğinin temeli yapmış biri, ilk izlenimini sorgulamayı kendi değerini sorgulamak gibi yaşıyor. Wickham'ın hikâyesine bu kadar çabuk inanması, zaten verdiği hükmü doğruladığı içindi. Bilişsel psikolojide bu durumu açıklamak için kullanılan kavram doğrulama önyargısı/yanlılığıdır. İnsanlar mevcut inançlarını destekleyen bilgiyi arar ve daha kolay kabul eder. Elizabeth, Meryton balosunda gururu Darcy tarafından incitildiği andan itibaren zihninde bir Darcy şablonu oluşturur: O kibirli, zalim, kalpsiz bir canavar olmalıdır. Bu zihinsel kurgu kurulduktan sonra, George Wickham sahneye girdiğinde Elizabeth’in bilişsel süreçleri rasyonel işlemeyi bırakır. Wickham çekici, nazik ve mağduriyet anlatan bir figürdür. Elizabeth, Wickham’ın Darcy aleyhindeki hikâyelerini hiçbir nesnel kanıt aramaksızın mutlak hakikat olarak kabul eder. Çünkü Wickham’ın anlatısı, Elizabeth’in Darcy hakkındaki peşin hükmünü mükemmel şekilde beslemektedir. Tabii ilk izlenimlerin her zaman yanlış olmadığını da not etmek gerekir. Kısa gözlemler şaşırtıcı ölçüde isabetli olabilir. Elizabeth'in sorunu hızlı yargı vermesi değil, yargısını yenilemeye kapalı olmasıydı aslında.
Bağlanma ve aile sistemi
Gelelim popüler kültürün en sevdiği iki isme; bağlanma kuramı ve Bowlby. Günümüzde halk arasında kötü her ilişki ve partnere tanı koyma noktasında ciddi bir artış meydana gelmektedir. Bir de bu kişinin bağlanma biçimi ile ilgili bir sorun varsa harika konuşulacak pek çok konu var demektir. Sözüm meclisten dışarı biz ruh sağlığı alanında çalışanlar olarak da kuram ve teorileri terapinin belli noktalarında kullanıyoruz fakat bu mesleki ve profesyonel anlamda olan bir durum. Bu sebeple minik bir kamu spotu vereyim. İlişkinizde bir sorun olduğunu düşünüyorsanız lütfen terapiye gidiniz 😊 Evet kamu spotunu da verdikten sonra devam edelim. Hiçbir birey boşlukta var olmaz içine doğduğu aile sisteminin ilişkisel kalıplarını, kaygılarını ve çözülmemiş çatışmalarını devralır der Bowlby. Ona göre çocuğun bakım verenle kurduğu erken ilişki, ilişkilere dair içsel çalışan modeller oluşturur. Bu bağlamda karakterlerin aile sistemlerine kısa bir göz atacak olursak; Jane Bennet ve Charles Bingley, bağlanma yelpazesinin güvenli ucunda yer alır. İkisi de başkalarına güvenmeye, sevgiyi kabul etmeye ve kendilerini açmaya hazırdır. Ancak bu yüksek güven, aşırı saflık ve çatışmadan kaçınma ile birleştiğinde dış yönlendirmelere açık hale gelir. Bingley, Darcy’nin sınıfsal ve mantıksal müdahalesi karşısında kendi duygularından şüpheye düşer. Jane ise terk edildiğinde bile Darcy’ye veya Bingley’e öfke duymayı reddederek tüm acıyı içine akıtır. Lydia Bennet ise sınır koyulmamış, sürekli onay ve ilgi açlığı çeken bir patolojinin temsilcisidir. Ebeveyn ihmalinin ve sınır yoksunluğunun bir sonucu olarak, anlık hazların ve sahte romantizmin peşinden koşar. Wickham ile kaçışı, sevgi dolu bir bağlılık değil görülme, merkezde olma ve yetişkin dünyasına meydan okuma dürtüsü olarak yorumlanabilir. Wickham ise narsisistik ve sosyopatik örüntüleriyle, bu ilgisizlikten doğan boşluğu manipüle eden bir sömürücüdür. Bennet ailesinin örüntüsü Bowen'in kuramındaki üçgenleşme kavramı ile de açıklanabilir. Bayan Bennet'in kaygısı ve çocukların bu üçgenleşmeler içindeki rolleri Elizabeth'in ailesinin utanç verici davranışları karşısındaki hassasiyeti, farklılaşma mücadelesinin bir parçası olarak da görülebilir.
Dönüşüm

Romandaki ve filmdeki en radikal dönüşüm an’ı, ne görkemli bir jest ne de melodramatik bir sarılmadır (ki böyle olsaydı bile kim eleştirebilirdi). Dönüşüm Darcy’nin Elizabeth’e bıraktığı mektup ile başlar. Darcy’nin mektubu, psikanalitik anlamda bir üçüncü alan yaratır. Yüz yüze iletişimin getirdiği savunmacı refleksler, ses tonunun tetiklediği yaralanmalar ve iletişime engel olacak diğer her şey devre dışı kalmıştır. Darcy bu mektupta ilk kez kibirli bir tondan sıyrılarak nesnel olguları, Wickham’ın gerçek yüzünü ve Bingley ile Jane arasına neden girdiğini açıklar. Mektup bir rica ya da yeniden teklif metni değildir sadece gerçeğin beyanıdır. Elizabeth mektubu okurken bilişsel ve duygusal bir kriz yaşar. Austen romanda bu anı muhteşem bir içgörüyle betimler: “Elizabeth mektubu önce öfkeyle, reddederek okur sonra durur, Wickham’ın geçmişteki tutarsızlıklarını, Darcy’nin mektuptaki tutarlılığını tartar ve nihayet o meşhur itirafta bulunur: "Kendimi şu ana dek hiç tanımamışım!" Bu an, Elizabeth’in kendi yanılmazlık illüzyonunun dağıldığı andır. Filmde ise bu an Pemberley malikanesinde bize sunulur. Pemberley, Darcy’nin iç dünyasının metaforik bir izdüşümüdür adeta. Düzenli, görkemli, ancak doğayla barışık ve sahici. Elizabeth burada heykellerin ve portrelerin arasında dolaşırken Darcy’yi ilk kez kendi ilişkisel bağlamında görür. Malikanenin kahyası Bayan Reynolds’ın Darcy hakkındaki sözleri (onun çocukluğundan beri ne kadar merhametli bir efendi olduğunu, çalışanlarına asla bağırmadığını anlatması) Elizabeth’in zihnindeki Darcy temsilini kökten yıkar. Tam bu esnada Darcy ile karşılaşırlar. Fakat karşılarındaki adam artık Meryton balosundaki o kaskatı aristokrat değildir. Darcy alelacele ceketini giyer, heyecanlanır, kekeler, Elizabeth’in teyzesi ve eniştesi Bay ve Bayan Gardiner’a (ki onlar ticaretle uğraşan orta sınıftandır) olağanüstü bir nezaketle yaklaşır. Şema terapi açısından yorumlarsak bu sahne, Darcy’nin sağlıklı yetişkin modunun devreye girdiğini aşırı telafi mekanizmalarını (kibri, mesafeyi) bir kenara bırakarak küçük düşme riskini göze alıp Elizabeth’e kalbini açabildiğini gösterir. Elizabeth ise artık Darcy’ye baktığında soğuk bir kibrin anıtını değil sorumluluklarının altında ezilmiş, kırılgan, sevmeyi öğrenmeye çalışan bir insan görmektedir.

Peki siz değerli okurlarıma soruyorum. Tam olarak ne oldu? Ne oldu da daha ilk paragrafta Darcy’nin olumsuz şemalarını bağlanma biçimlerini konuşurken şimdi her şey tatlıya bağlandı diyoruz? Bir terapi efekti yaşandığını kesinlikle söyleyebiliriz. Tabii o zamanlarda böyle bir hizmet verildiğini düşünmüyorum. Hatta psikolojik bir rahatsızlığınız varsa en iyi ihtimalle bir şeytan çıkarma ayinine kurban olabilirdiniz. Hayır, kesinlikle böyle bir yardım almadılar. Fakat almış olsalar şu anki hallerinden ne kadar farklı olurlar bilemiyorum. Bazen de böyledir işte. Sorunun kendisine odaklanmanın dışında kendi içsel fikir ve inançlarımızı belli noktalarda esnetebiliriz. Çözüm o kadar da uzak veya karmaşık olmayabilir. Örneğin, benim şema terapi veya bağlanma kuramlarıyla sayfa sayfa anlatmaya çalıştığım,analiz ettiğim tüm her şeyi Austen gurur ve önyargı kavramlarıyla ifade etmiştir…
Gurur ve Önyargıyı izlediniz veya okudunuz mu? Sizce Darcy mi daha çok değişti, Elizabeth mi?



Yorumlar