top of page

Vetejaryen Külkedisi Üzerine Bir İnceleme

  • Yazarın fotoğrafı: Zeyneb G
    Zeyneb G
  • 23 Haz 2025
  • 2 dakikada okunur
Vetejaryen Külkedisi
Ben 98 kuşağında doğan biri olarak geçmişe baktığımda çocukluğumun peri masalları, çizgi filmler ve Barbie bebekler ile geçtiğini söyleyebilirim. Tüm bunların ise ortak bir özelliği vardı. Prensine kavuşan prenses evlenir sonsuza dek mutlu yaşarlar. Peki ya sonra? Aynı evin içine girdikten sonra anlaşabildiler mi? Tartıştıklarında bunu nasıl çözdüler? Bu gibi sorular çocukken aklımıza gelmedi elbet fakat bir yetişkin olarak büyümek bu masalların çizdiği çerçevenin dışına çıkmak demekti. Ve bazen bir kitap gelir çocuklara yazılmış görünse de asıl mesajını büyüyen ve gerçekliğin yorduğu, hayal kırıklığına uğrattığı yetişkinlere verir. "Vetejaryen Külkedisi" işte böyle bir kitap.

Kitabın kahramanı klasik masallardaki Külkedisi gibi değil. O prense aşık olup saraya gitmek istemedi. Yalnızca baloya gidip biraz dans etmek istemişti. Sonra prensin yardımcıları gelip cam ayakkabıyı giymesini istedi ve sonunda prensle evlendi. Prens keklik yemeye bayılıyordu oysa külkedisi vejetaryendi. Her gün topuklu ayakkabılarla dolaşıp keklik pişirmek zorunda kalıyordu.. Hikaye böyle akıp gidiyor sizce de çok tanıdık değil mi? Sayfaları çevirdikçe yetişkinliğin ilk yıllarında, kendi seçimlerimizi yaptığımızda karşılaştığımız hayal kırıklıkları, yalnızlıklar, dışlanmışlıklar hepsi ile karşılaşıyoruz.  Çünkü gerçek hayat, bize anlatılan masallardaki kadar cömert değil. Prens her zaman bizi bulmuyor. Bazen prens gelmiyor bile. Ama biz yine de beklemeye değil, yürümeye devam ediyoruz. Tıpkı Vetejaryen Külkedisi gibi. Yirmili yaşlarımın sonlarına gelirken şunu söyleyebilirim ki yetişkinliğin en zor taraflarından biri, herkesin oturduğu sofraya oturmak zorundaymışsın gibi hissettirilmesi. Herkes işe girer, evlenir, çocuk yapar, “mantıklı” kararlar verir. Ama ya bunlar senin doğana uymuyorsa? Vetejaryen Külkedisi ise bize şunu söylüyor: Kendin olmak, bazen aç kalmayı göze almaktır. Ama bu açlık, sahte bir doyumdan daha onurludur. Hikayede kendi kararlarını alan, bir prensle mutlu olmak yerine vicdanıyla barışık kalmayı seçen bir karakter, aslında çocuklara değil, karar verirken hâlâ başkalarının onayına ihtiyaç duyan yetişkinlere yazılmış gibi.

Ben bu kitabı ilk okuduğumda “neden bu kadar etkilendim?” diye sordum kendime. Çünkü bu kitap, bir masalın içinden geçip gerçek hayatımızın ortasına dokunuyor. Prensin bizi seçmesini beklemek yerine, kendimizi seçmenin ne kadar devrimsel bir eylem olduğunu anlıyoruz. Masallar bize çoğu zaman “iyi olmak” ile “itaatkâr olmayı” birbirine karıştırarak sundu. Oysa Vetejaryen Külkedisi, iyi olmanın; adil, vicdanlı ve cesur olmak demek olduğunu hatırlatıyor. Bir çocuk kitabı gibi görünse de aslında bir yetişkinin aynaya bakma cesareti. Kimin hayatını yaşıyoruz? Kimlerin beklentilerini karşılamaya çalışıyoruz? Hangi sofralarda oturuyor, hangi tabaklara istemeden uzanıyoruz? Bu kitap, bütün bu sorulara bir cevap değil, ama çok güçlü bir başlangıç sunuyor.

Eğer bir gün herkes kendi masalını yazmaya başlarsa, belki de artık kimse “mutlu son” beklemez. Çünkü asıl mutluluk, başkasının senin için yazdığı hikâyeyi değil, kendi hikâyeni özgürce seçebilmekte saklıdır.

Ve siz değerli okurlarıma sormuş olayım. Yaşamınız bir masal olsaydı adı ne olurdu?
 

Yorumlar


bottom of page